Çalışma Saatlerimiz 9:00 - 18:00

bursaodakpsikoloji16@gmail.com

Çalışma Alanlarımız

Dikkat Eksikliği ve Odaklanma Problemleri

Dikkat eksikliği, özellikle Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) kapsamında ele alınan yaygın bir nörogelişimsel durumdur. Hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir ve kişinin günlük yaşamını, iş veya okul performansını, ilişkilerini ve genel yaşam kalitesini etkileyebilir. Dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik gibi belirtilerle birlikte görülebilir, ancak bazı durumlarda sadece dikkat eksikliği ön planda olabilir.

 

Dikkat eksikliği olan kişilerde aşağıdaki belirtiler gözlemlenebilir.

Odaklanma Güçlüğü:

  • Detaylara dikkat etmekte zorlanma.
  • Okulda, işte veya günlük aktivitelerde dikkatsizce hatalar yapma.
  • Uzun süreli konsantrasyon gerektiren görevlerden kaçınma.
  • Organizasyon Sorunları:
  • Görevleri planlamada ve tamamlamada zorluk.
  • Zaman yönetiminde sorunlar.
  • Sık sık eşya kaybetme veya unutkanlık.

Dikkat Dağınıklığı:

  • Dış uyaranlara (ses, görüntü vb.) kolayca kapılma.
  • Bir görevden diğerine hızlı geçiş yapma ve hiçbirini tamamlayamama.
  • Unutkanlık:
  • Randevuları, görevleri veya sorumlulukları unutma.
  • Günlük aktivitelerde sık sık dalgınlık yaşama.
  • Hiperaktivite ve Dürtüsellik (DEHB'de görülebilir):
  • Yerinde duramama veya sürekli hareket halinde olma.
  • Sırasını beklemekte zorlanma.
  • Başkalarının sözünü kesme veya araya girme

Sınav Kaygısı

Sınav kaygısı, özellikle öğrenciler arasında yaygın olarak görülen bir tür performans kaygısıdır. Sınav öncesinde, sırasında veya sonrasında yoğun endişe, korku ve stres yaşanmasına neden olabilir. Bu kaygı, kişinin sınav performansını olumsuz etkileyebilir ve potansiyelini tam olarak ortaya koymasını engelleyebilir. Ancak doğru stratejiler ve destekle sınav kaygısı yönetilebilir.

Sınav Kaygısının Belirtileri

Sınav kaygısı hem fiziksel hem de duygusal belirtilerle kendini gösterebilir:

Fiziksel Belirtiler:

  • Kalp çarpıntısı veya hızlı kalp atışı.
  • Terleme veya titreme.
  • Mide bulantısı veya karın ağrısı.
  • Nefes darlığı veya baş dönmesi.
  • Uyku problemleri (uykusuzluk veya aşırı uyuma).

Duygusal Belirtiler:

  • Yoğun endişe veya korku.
  • Çaresizlik veya umutsuzluk hissi.
  • Özgüven eksikliği.
  • Sinirlilik veya öfke patlamaları.
  • Zihinsel Belirtiler:
  • Konsantrasyon güçlüğü.
  • Zihnin bulanıklaşması veya boşluk hissi.
  • Olumsuz düşünceler ("Başarısız olacağım", "Yeterince iyi değilim").
  • Davranışsal Belirtiler:
  • Sınavdan kaçınma veya erteleme.
  • Sınav sırasında donup kalma veya panik atak.
  • Aşırı çalışma veya hiç çalışmama gibi dengesiz davranışlar.
  • Sınav Kaygısının Nedenleri

 

Sınav kaygısı, genellikle aşağıdaki faktörlerin bir kombinasyonu sonucu ortaya çıkar:

Mükemmeliyetçilik:

  • Yüksek beklentiler ve hata yapma korkusu.

Yetersiz Hazırlık:

  • Sınava yeterince çalışmamış olma veya zaman yönetimi sorunları.

Geçmiş Deneyimler:

  • Önceki sınavlarda yaşanan başarısızlıklar veya olumsuz deneyimler.

Sosyal Baskı:

  • Aile, öğretmenler veya arkadaşlar tarafından hissedilen baskı.

Kendine Güvensizlik:

  • Kendini yeterli görmeme veya başarısızlık korkusu.
  • Stresli Yaşam Olayları:
  • Sınav döneminde yaşanan kişisel veya ailevi sorunlar.

Konuşma Bozuklukları

Konuşma bozuklukları, bireyin iletişim kurma becerisini etkileyen ve konuşma, dil, ses veya akıcılıkla ilgili sorunları içeren bir grup durumu ifade eder. Bu bozukluklar, kişinin sosyal, akademik veya mesleki yaşamını olumsuz etkileyebilir. Konuşma bozuklukları, çocukluk döneminde ortaya çıkabileceği gibi yetişkinlikte de görülebilir ve farklı nedenlere bağlı olarak gelişebilir.

Konuşma Bozukluklarının Türleri

Konuşma bozuklukları, farklı şekillerde sınıflandırılabilir. 

Artikülasyon Bozuklukları:

  • Sesleri doğru üretme veya birleştirme zorluğu.
  • Örnek: "Kapı" yerine "tapı" demek.
  • Fonolojik Bozukluklar:
  • Sesleri doğru sıralama veya kullanma sorunu.
  • Örnek: "Kuş" yerine "tuş" demek.

Kekemelik (Akıcılık Bozukluğu):

  • Konuşmanın akıcılığının bozulması.
  • Ses, hece veya kelimelerin tekrarlanması, uzatılması veya bloklanması.

Afazi:

  • Beyin hasarı sonucu ortaya çıkan dil ve konuşma bozukluğu.
  • Konuşma, anlama, okuma veya yazma becerilerinde sorunlar.

Dizartri:

  • Kas kontrolünün zayıflamasına bağlı konuşma zorluğu.
  • Genellikle nörolojik bir durumun sonucudur.

Ses Bozuklukları:

  • Sesin perde, şiddet veya kalitesinde anormallikler.
  • Örnek: Ses kısıklığı, çatallı ses veya sesin tamamen kaybı.

Gecikmiş Dil ve Konuşma:

  • Çocukların yaşına uygun dil ve konuşma becerilerini geliştirememesi.

Pragmatik Dil Bozukluğu:

  • Sosyal iletişimde zorluklar.
  • Örnek: Sohbet başlatma veya sürdürmede sorunlar.

 

 

Konuşma Bozukluklarının Nedenleri

Konuşma bozuklukları, çeşitli faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilir:

Genetik Faktörler:

  • Ailede konuşma veya dil bozukluğu öyküsü.

Nörolojik Faktörler:

  • Beyin hasarı (inme, travma, tümör vb.).
  • Nörolojik hastalıklar (Parkinson, ALS, serebral palsi vb.).

Gelişimsel Faktörler:

  • Çocukluk döneminde dil ve konuşma gelişiminde gecikmeler.

Yapısal Faktörler:

  • Dudak, damak veya dil yapısındaki anormallikler (yarık dudak/damak gibi).
  • Çevresel Faktörler:
  • İletişim eksikliği veya yetersiz dil uyaranı.
  • Travmatik deneyimler veya duygusal sorunlar.

İşitme Kaybı:

  • İşitme sorunları, dil ve konuşma gelişimini etkileyebilir.

Konuşma Bozukluklarının Belirtileri

Konuşma bozuklukları, aşağıdaki belirtilerle kendini gösterebilir:

Sesleri Yanlış Üretme:

  • Kelimelerin yanlış telaffuz edilmesi.

Akıcılık Sorunları:

  • Kekemelik veya konuşmada takılmalar.

Ses Kalitesinde Sorunlar:

  • Sesin kısık, çatallı veya anormal olması.

Dil Becerilerinde Zayıflık:

  • Kelime dağarcığının sınırlı olması.
  • Cümle kurmada zorluk.

Sosyal İletişimde Zorluklar:

  • Sohbet başlatma veya sürdürmede sorunlar.
  • Jest ve mimikleri anlamada zorluk.

Anlama Güçlüğü:

  • Başkalarının söylediklerini anlamada zorlanma.

Anksiyete (Kaygı Bozukluğu)

Anksiyete (kaygı bozukluğu), kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyen yoğun endişe, korku veya panik hissidir. Anksiyete, herkesin zaman zaman yaşayabileceği normal bir duygudur, ancak kronik hale geldiğinde ve kişinin işlevselliğini bozduğunda bir ruh sağlığı sorunu haline gelebilir. Anksiyete bozuklukları, farklı türlerde ortaya çıkabilir ve tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilir.

 

Anksiyete Belirtileri

Anksiyete belirtileri hem fiziksel hem de duygusal olarak kendini gösterebilir:

Fiziksel Belirtiler:

  • Kalp çarpıntısı veya hızlı kalp atışı.
  • Terleme veya titreme.
  • Nefes darlığı veya boğulma hissi.
  • Göğüs ağrısı veya sıkışma.
  • Mide bulantısı veya karın ağrısı.
  • Baş dönmesi veya bayılma hissi.
  • Uyku problemleri (uykusuzluk veya aşırı uyuma).

Duygusal Belirtiler:

  • Sürekli endişe veya korku hali.
  • Huzursuzluk veya gerginlik.
  • Kontrolü kaybetme korkusu.
  • Odaklanma güçlüğü.
  • Sinirlilik veya öfke patlamaları.

Zihinsel Belirtiler:

  • Olumsuz düşünceler ("Her şey kötü gidecek", "Başaramayacağım").
  • Zihnin sürekli meşgul olması.
  • Karar verme güçlüğü.
  • Davranışsal Belirtiler:
  • Kaygıya neden olan durumlardan kaçınma.
  • Sosyal aktivitelerden uzaklaşma.
  • Tekrarlayan davranışlar (obsesif-kompulsif belirtiler).

Bireysel Psikolojik Danışma

Bireysel psikolojik danışma, bir danışan ile bir psikolojik danışman veya terapist arasında gerçekleşen, kişinin duygusal, zihinsel, sosyal veya davranışsal sorunlarını ele almayı amaçlayan bir süreçtir. Bu süreç, kişinin kendini daha iyi anlaması, iç görü kazanması, problemlerini çözmesi ve yaşam kalitesini artırması için destek sağlar. Bireysel psikolojik danışma, genellikle güvenli ve gizli bir ortamda gerçekleşir ve danışanın ihtiyaçlarına göre şekillenir.

Bireysel Psikolojik Danışmanın Amaçları:

Duygusal Destek Sağlama: Danışanın yaşadığı duygusal zorlukları (kaygı, depresyon, öfke, yas vb.) anlaması ve bu duygularla başa çıkma becerileri geliştirmesine yardımcı olmak.

İç Görü Kazandırma: Danışanın kendi düşünce, duygu ve davranış kalıplarını fark etmesini sağlamak.

Problem Çözme Becerileri Geliştirme: Danışanın karşılaştığı sorunlara etkili çözümler bulmasına yardımcı olmak.

Kişisel Gelişim: Danışanın potansiyelini keşfetmesi ve kendini gerçekleştirmesi için rehberlik etmek.

İlişki Sorunlarını Çözme: Kişilerarası ilişkilerde yaşanan zorlukları ele almak ve iletişim becerilerini geliştirmek.

Stres ve Kaygı Yönetimi: Danışanın stres ve kaygıyla başa çıkma stratejileri öğrenmesini sağlamak.

 

Bireysel Psikolojik Danışma Süreci:

Değerlendirme: Danışman, danışanın sorunlarını, ihtiyaçlarını ve hedeflerini anlamak için bir değerlendirme yapar. Bu süreçte, danışanın geçmişi, mevcut durumu ve geleceğe yönelik beklentileri ele alınır.

Hedef Belirleme: Danışan ve danışman birlikte, danışma sürecinin hedeflerini belirler. Bu hedefler, danışanın ihtiyaçlarına göre kişiselleştirilir.

Müdahale ve Çalışma: Danışman, danışanın hedeflerine ulaşması için çeşitli terapi teknikleri ve müdahaleler kullanır. Bu teknikler, danışanın sorunlarına ve terapi yaklaşımına göre değişebilir.

Değerlendirme ve Sonlandırma: Danışma sürecinin etkililiği değerlendirilir ve danışanın hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı gözden geçirilir. Süreç, danışanın hazır olduğu düşünüldüğünde sonlandırılır.

Oyun Bağımlılığı

Oyun bağımlılığı, özellikle dijital oyunların aşırı ve kontrolsüz bir şekilde oynanması sonucu ortaya çıkan bir davranışsal bağımlılık türüdür. Bu durum, kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini, iş veya okul performansını olumsuz etkileyebilir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2018 yılında "oyun oynama bozukluğu"nu (gaming disorder) resmen bir sağlık sorunu olarak tanımıştır.

Oyun Bağımlılığının Belirtileri

Oyun bağımlılığı, aşağıdaki belirtilerle kendini gösterebilir:

Zaman Yönetimi Sorunları:

  • Oyun oynamak için harcanan sürenin giderek artması.
  • Oyun oynarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmeme.

Günlük Yaşamın Aksaması:

  • İş, okul veya aile sorumluluklarını ihmal etme.
  • Uyku, yemek yeme veya kişisel bakım gibi temel ihtiyaçları erteleme.

Duygusal ve Zihinsel Belirtiler:

  • Oyun oynamadığında huzursuzluk, sinirlilik veya kaygı hissetme.
  • Oyun oynamayı düşünmekten dolayı odaklanma güçlüğü.
  • Gerçek hayattan uzaklaşma ve sanal dünyaya aşırı bağlanma.

Sosyal İlişkilerde Sorunlar:

  • Aile ve arkadaşlarla ilişkilerin zayıflaması.
  • Sosyal aktivitelerden uzaklaşma ve yalnızlaşma.

Tolerans ve Yoksunluk Belirtileri:

  • Aynı heyecanı hissetmek için giderek daha fazla oyun oynama ihtiyacı.
  • Oyun oynayamadığında fiziksel veya duygusal rahatsızlık hissetme.
  • Oyun Bağımlılığının Nedenleri
  • Oyun bağımlılığı, biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonu sonucu ortaya çıkabilir:

Biyolojik Faktörler:

  • Beyindeki ödül sisteminin aşırı uyarılması (dopamin salınımı).
  • Genetik yatkınlık.

Psikolojik Faktörler:

  • Stres, kaygı veya depresyon gibi duygusal sorunlar.
  • Düşük öz saygı veya sosyal beceri eksikliği.
  • Kaçış mekanizması olarak oyun oynama.

Çevresel Faktörler:

  • Aile içi iletişim sorunları veya ihmal.
  • Sosyal izolasyon veya arkadaş çevresinde oyun kültürünün yaygın olması.
  • Erişim kolaylığı (internet ve teknolojik cihazların yaygınlığı).

Oyun Tasarımı:

  • Oyunların bağımlılık yapıcı özellikleri (ödül mekanizmaları, seviye atlama, sosyal etkileşim).

Oyun Bağımlılığının Olumsuz Etkileri:

Oyun bağımlılığı, kişinin yaşamının birçok alanını olumsuz etkileyebilir:

Fiziksel Sağlık Sorunları:

  • Uzun süre hareketsiz kalmaya bağlı obezite veya kas-iskelet sorunları.
  • Göz yorgunluğu veya görme problemleri.
  • Uyku bozuklukları.

Ruh Sağlığı Sorunları:

  • Depresyon, kaygı bozuklukları veya öfke kontrol sorunları.
  • Gerçek hayattan kopma ve sanal dünyaya aşırı bağlanma.

Sosyal ve İlişkisel Sorunlar:

  • Aile ve arkadaşlarla çatışmalar.
  • Sosyal becerilerin zayıflaması.

Akademik veya Mesleki Sorunlar:

  • Okul başarısında düşüş veya iş performansının azalması.

Depresyon Bozuklukları

Çocuk Depresyonu

Çocuk depresyonu, çocukluk döneminde görülen ve yetişkin depresyonuna benzer belirtiler gösteren ciddi bir duygusal bozukluktur. Çocuklarda depresyon, yetişkinlerden farklı şekillerde ortaya çıkabilir ve genellikle ebeveynler, öğretmenler veya bakım verenler tarafından fark edilmesi zor olabilir. Çocuk depresyonu, tedavi edilmediği takdirde çocuğun akademik başarısını, sosyal ilişkilerini ve genel yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.

Çocuk Depresyonunun Belirtileri:

Çocuklarda depresyon belirtileri, yaşa ve gelişim düzeyine göre değişiklik gösterebilir. Ancak genel olarak şu belirtiler gözlemlenebilir:

Duygusal Belirtiler:

  • Sürekli üzüntü, mutsuzluk veya umutsuzluk hali.
  • Sık ağlama nöbetleri.
  • Öfke patlamaları veya sinirlilik.
  • Daha önce keyif aldığı aktivitelere karşı ilgi kaybı.
  • Kendini değersiz veya suçlu hissetme.

Davranışsal Belirtiler:

  • Sosyal geri çekilme (arkadaşlardan ve aileden uzaklaşma).
  • Okul performansında düşüş veya okula gitmek istememe.
  • Enerji kaybı ve sürekli yorgunluk hali.
  • Uyku problemleri (aşırı uyuma veya uykusuzluk).
  • İştah değişiklikleri (aşırı yeme veya iştah kaybı).
  • Konsantrasyon güçlüğü ve dikkat dağınıklığı.

Fiziksel Belirtiler:

  • Baş ağrısı, karın ağrısı gibi açıklanamayan fiziksel şikayetler.
  • Hareketlerde yavaşlama veya huzursuzluk.
  • Düşünce ve Konuşma İçeriği:
  • Ölüm veya intihar düşünceleri (bu durum acil müdahale gerektirir).
  • "Kimse beni sevmiyor", "Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum" gibi olumsuz düşünceler.

Çocuk Depresyonunun Nedenleri:

Çocuklarda depresyonun tek bir nedeni yoktur; genellikle biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonu sonucu ortaya çıkar:

Biyolojik Faktörler:

  • Ailede depresyon veya diğer ruh sağlığı bozukluklarının olması (genetik yatkınlık).
  • Beyin kimyasındaki dengesizlikler (serotonin, dopamin gibi nörotransmitterler).
  • Psikolojik Faktörler:
  • Düşük özgüven.
  • Mükemmeliyetçi kişilik yapısı.
  • Olumsuz düşünce kalıpları.

Çevresel Faktörler:

  • Aile içi çatışmalar veya boşanma.
  • Okulda yaşanan zorbalık veya akran baskısı.
  • Travmatik olaylar (yakın birinin kaybı, istismar, ihmal vb.).
  • Stresli yaşam olayları (taşınma, okul değişikliği vb.).

Ergen Depresyonu

Ergen depresyonu, ergenlik döneminde görülen ve gençlerin duygusal, sosyal ve akademik yaşamlarını ciddi şekilde etkileyebilen bir ruh sağlığı sorunudur. Ergenlik, bireyin fiziksel, duygusal ve sosyal açıdan hızlı değişimler yaşadığı bir dönemdir. Bu dönemde hormonal değişiklikler, kimlik arayışı, akran baskısı ve gelecek kaygısı gibi faktörler, ergenlerin depresyona yatkınlığını artırabilir. Ergen depresyonu, yetişkin depresyonundan farklı belirtiler gösterebilir ve genellikle ebeveynler veya öğretmenler tarafından fark edilmesi zor olabilir.

Ergen Depresyonunun Belirtileri:

Duygusal Belirtiler:

  • Sürekli üzüntü, umutsuzluk veya boşluk hissi.
  • Öfke patlamaları, sinirlilik veya aşırı hassasiyet.
  • Daha önce keyif alınan aktivitelere karşı ilgi kaybı.
  • Kendini değersiz veya suçlu hissetme.
  • Yoğun bir yalnızlık veya anlaşılmama duygusu.

Davranışsal Belirtiler:

  • Sosyal geri çekilme (arkadaşlardan ve aileden uzaklaşma).
  • Okul performansında düşüş veya okula gitmek istememe.
  • Enerji kaybı ve sürekli yorgunluk hali.
  • Uyku problemleri (aşırı uyuma veya uykusuzluk).
  • İştah değişiklikleri (aşırı yeme veya iştah kaybı).
  • Konsantrasyon güçlüğü ve dikkat dağınıklığı.
  • Riskli davranışlarda artış (alkol, madde kullanımı, dikkatsiz araç kullanma vb.).

Fiziksel Belirtiler:

  • Açıklanamayan baş ağrısı, karın ağrısı veya diğer fiziksel şikayetler.
  • Hareketlerde yavaşlama veya huzursuzluk.

Düşünce ve Konuşma İçeriği:

  • Ölüm veya intihar düşünceleri (bu durum acil müdahale gerektirir).
  • "Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum", "Kimse beni sevmiyor" gibi olumsuz düşünceler.
  • Ergen Depresyonunun Nedenleri:
  • Ergen depresyonu, biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonu sonucu ortaya çıkabilir:

Biyolojik Faktörler:

  • Ailede depresyon veya diğer ruh sağlığı bozukluklarının olması (genetik yatkınlık).
  • Beyin kimyasındaki dengesizlikler (serotonin, dopamin gibi nörotransmitterler).
  • Hormonal değişiklikler (ergenlik döneminde artan hormon seviyeleri).

Psikolojik Faktörler:

  • Düşük özgüven.
  • Mükemmeliyetçi kişilik yapısı.
  • Olumsuz düşünce kalıpları.

Çevresel Faktörler:

  • Aile içi çatışmalar veya boşanma.
  • Okulda yaşanan zorbalık veya akran baskısı.
  • Travmatik olaylar (yakın birinin kaybı, istismar, ihmal vb.).
  • Stresli yaşam olayları (taşınma, okul değişikliği vb.).
  • Akademik baskı ve gelecek kaygısı.

 

 

 

Yetişkin Depresyonu

Yetişkin depresyonu, bireyin duygusal, zihinsel ve fiziksel sağlığını önemli ölçüde etkileyen yaygın bir ruh sağlığı sorunudur. Depresyon, sadece geçici bir üzüntü veya moral bozukluğu değil, uzun süreli ve yoğun bir çökkünlük halidir. Bu durum, kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini, iş performansını ve genel yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir.

Yetişkin Depresyonunun Belirtileri

Depresyon belirtileri kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olarak görülen belirtiler şunlardır:

Duygusal Belirtiler:

  • Sürekli üzüntü, boşluk veya umutsuzluk hissi.
  • Değersizlik veya suçluluk duyguları.
  • Eskiden zevk alınan aktivitelere karşı ilgi kaybı.
  • Sinirlilik veya öfke patlamaları.

Fiziksel Belirtiler:

  • Yorgunluk ve enerji kaybı.
  • Uyku problemleri (uykusuzluk veya aşırı uyuma).
  • İştah değişiklikleri (aşırı yeme veya iştah kaybı).
  • Açıklanamayan fiziksel ağrılar veya sindirim sorunları.

Zihinsel Belirtiler:

  • Konsantrasyon güçlüğü veya karar verme zorluğu.
  • Unutkanlık veya hafıza sorunları.
  • Ölüm veya intihar düşünceleri.

Davranışsal Belirtiler:

  • Sosyal aktivitelerden uzaklaşma.
  • İşte veya okulda performans düşüklüğü.
  • Kendine zarar verme veya intihar girişimleri.
  • Depresyonun Nedenleri

Depresyonun tek bir nedeni yoktur; genellikle biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonu sonucu ortaya çıkar:

Biyolojik Faktörler:

  • Genetik yatkınlık.
  • Beyin kimyasındaki dengesizlikler (serotonin, dopamin gibi nörotransmitterler).
  • Hormonal değişiklikler (tiroid problemleri, menopoz vb.).

Psikolojik Faktörler:

  • Travmatik olaylar (kayıp, istismar, kaza vb.).
  • Düşük öz saygı veya mükemmeliyetçi kişilik yapısı.
  • Stresli yaşam olayları (boşanma, iş kaybı, mali sorunlar).

Çevresel Faktörler:

  • Sosyal izolasyon veya destek eksikliği.
  • İş veya aile içi çatışmalar.
  • Ekonomik zorluklar veya yaşam koşulları.

 

Aile Danışmanlığı

 Aile danışmanlığı, aile üyeleri arasındaki ilişkileri iyileştirmek, iletişim sorunlarını çözmek ve aile içi çatışmaları yönetmek amacıyla sunulan bir danışmanlık hizmetidir. Bu süreç, ailelerin daha sağlıklı ve uyumlu bir şekilde yaşamalarına yardımcı olmayı hedefler. Aile danışmanlığı, evlilik sorunları, ebeveyn-çocuk ilişkileri, boşanma süreçleri, aile içi şiddet, iletişim problemleri gibi çeşitli konularda destek sağlar.

Aile Danışmanlığının Amaçları:

İletişimi Güçlendirmek: Aile üyeleri arasında sağlıklı iletişim kurulmasını sağlamak.

Çatışmaları Çözmek: Aile içinde yaşanan anlaşmazlıkları çözümlemek ve uzlaşma sağlamak.

Duygusal Destek Sağlamak: Aile üyelerinin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak ve duygusal bağları güçlendirmek.

Rol ve Sorumlulukları Netleştirmek: Aile içindeki rollerin ve sorumlulukların daha net anlaşılmasını sağlamak.

Değişim ve Uyum Süreçlerine Yardımcı Olmak: Ailelerin yaşamlarındaki değişimlere (boşanma, taşınma, yeni bir aile üyesi gibi) uyum sağlamalarına yardımcı olmak.

Aile Danışmanlığı Süreci:

Değerlendirme: Ailenin mevcut durumu, sorunları ve ihtiyaçları değerlendirilir.

Hedef Belirleme: Aile ile birlikte danışmanlık sürecinin hedefleri belirlenir.

Müdahale: Çeşitli terapi teknikleri ve stratejiler kullanılarak sorunlar üzerinde çalışılır.

Değerlendirme ve Takip: Sürecin etkililiği değerlendirilir ve gerekirse takip seansları planlanır.

Aile Danışmanının Rolü:

Tarafsız Bir Arabulucu: Aile üyeleri arasında tarafsız bir şekilde iletişim kurulmasını sağlar.

Rehber: Aileye, sorunlarını çözmeleri için rehberlik eder.

Destekleyici: Aile üyelerine duygusal ve psikolojik destek sağlar.

  • Aile Danışmanlığına Ne Zaman Başvurulmalı?
  • Aile içinde sürekli çatışmalar yaşanıyorsa,
  • İletişim sorunları nedeniyle aile üyeleri birbirini anlamakta güçlük çekiyorsa,
  • Boşanma veya ayrılık sürecinde çocukların etkilenmemesi için destek aranıyorsa,
  • Aile içinde şiddet veya istismar gibi ciddi sorunlar varsa,
  • Yeni bir aile düzenine uyum sağlamakta zorlanılıyorsa.

Aile Danışmanlığı Türleri:

Evlilik ve Çift Danışmanlığı: Evli çiftlerin ilişkilerini iyileştirmeye yönelik danışmanlık.

Ebeveyn-Çocuk Danışmanlığı: Ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkileri güçlendirmeye yönelik danışmanlık.

Boşanma Danışmanlığı: Boşanma sürecindeki ailelere destek sağlayan danışmanlık.

Aile Danışmanlığı: Ailenin bir bütün olarak ele alındığı ve tüm üyelerin katıldığı terapi süreci.

Aile danışmanlığı, ailelerin daha sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşamalarına yardımcı olan önemli bir hizmettir. Bu süreçte, aile üyeleri birbirlerini daha iyi anlayabilir ve sorunlarını birlikte çözebilirler. Aşağıda listelenmiş konular aile danışmanlığı alanının genel çalışma alanlarını oluşturmaktadır.

• Aldatma,aldatılma,sadakatsizlik
• Terk edilme
• Kıskançlık
• Suçlama davranışları
• Sözlü,fiziksel , duygusal ve cinsel şiddet
• İlişkide kültürel farklılıklar
• Geniş aile sorunları
• Sevgililik ve nişanlılık dönemlerinde karşılaşılan sorunlar
• Duygusal baskı durumu ve duygusal istismarlar
• İlişkiye yüklenen farklı anlamlar
• Duygusal ilişki kurmakta ve yürütme karşılaşılan sorunlar
• Evililik öncesi süreç
• Eşlerin ailelerinin evliliğe olumsuz etkisi
• Evliliğe adaptasyon
• Sevgili olmaktan eş olmaya geçiş
• Eş olma sorumluluklarından kaynaklı sorunlar
• Çekirdek aile ile eşlerin aileleri arasındaki sorunlar
• Eşler arasındaki uyum
• Cinsel sorunlar
• Boşanma öncesi ,boşanma süreci ve boşanma sonrası dönem
• Çocukların boşanma süreciden en az etkilenmesi
• Üvey anne,üvey baba ve üvey kardeş sorunları
• Aile içi tramvalar

Neurofeedback Eğitimi

Neurofeedback, beyin dalgalarını izleyerek ve geri bildirim sağlayarak beyin aktivitesini düzenlemeyi amaçlayan bir terapi yöntemidir. Bu yöntem, özellikle dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu (DEHB), anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları, migren ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi çeşitli psikolojik durumların düzeltilmesinde kullanılır. 

Neurofeedback Nasıl Çalışır?

Beyin Dalgalarının Ölçülmesi:

  • Kulaklara takılan elektrotlar aracılığıyla beyin dalgaları (EEG) ölçülür.
  • Bu elektrotlar, beynin elektriksel aktivitesini kaydeder.

Geri Bildirim (Feedback):

  • Beyin dalgaları, bilgisayar programları aracılığıyla analiz edilir.
  • Kişi, beyin aktivitesini gerçek zamanlı olarak bir ekranda (örneğin, oyun, video veya ses gibi görsel/işitsel uyaranlarla) görür.
  • Olumlu beyin aktivitesi ödüllendirilirken, istenmeyen aktiviteler düzeltilmeye çalışılır.

Öğrenme ve Düzenleme:

  • Kişi, beyin dalgalarını nasıl düzenleyeceğini öğrenir.
  • Bu süreç, beynin kendi kendini düzenleme kapasitesini geliştirir.
  • Neurofeedback'in Kullanıldığı Alanlar
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB):
  • Dikkati artırmak ve hiperaktiviteyi azaltmak için kullanılır.

Anksiyete ve Depresyon:

  • Stres ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olur.

Uyku Bozuklukları:

  • Uyku kalitesini artırmak için beyin dalgalarını düzenler.

Migren ve Kronik Ağrı:

  • Ağrıyı tetikleyen beyin aktivitelerini düzenler.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB):

  • Travma kaynaklı semptomları hafifletmeye yardımcı olur.

Öğrenme Güçlükleri:

  • Konsantrasyon ve öğrenme becerilerini geliştirir.

Performans Artırma:

  • Sporcular, müzisyenler ve iş profesyonelleri için odaklanma ve performansı artırmada kullanılır.

Neurofeedback Seansları Nasıl İlerler?

Değerlendirme:

  • İlk seanslarda beyin dalgaları analiz edilir ve kişiye özel bir eğitim planı oluşturulur.

Eğitim:

  • Kişi, neurofeedback cihazına bağlanır ve beyin dalgalarını gerçek zamanlı olarak izler.
  • Olumlu beyin aktiviteleri ödüllendirilir (örneğin, bir video oyununda ilerleme sağlanır).

Tekrar ve Gelişim:

  • Seanslar genellikle haftada 1-2 kez yapılır ve toplamda 20-40 seans sürebilir.
  • Beyin, zamanla daha iyi bir düzenleme kapasitesi kazanır.

Neurofeedback'in Avantajları

  • Yan Etkisiz: Genellikle yan etkisi yoktur.
  • Kişiye Özel: Her bireyin beyin aktivitesine göre özelleştirilir.
  • Uzun Süreli Etki: Beyin, öğrendiği düzenleme becerilerini kalıcı olarak uygulayabilir.